'Meşru müdafaa düzenlemesi kadınlara da uygulanmalı'

  • 09:01 28 Ocak 2021
  • Güncel
Öznur Değer 
 
ANKARA - Genellikle özsavunma hakkını kullanarak hayatta kalmış kadınların davalarını takip eden feminist avukat Diren Cevahir Şen, TCK’da yer alan meşru müdafaa düzenlemesinin kadınlara uygulanması gerektiğini belirterek, “Kadına yönelik şiddet ve kadın hakları konularında, erkek şiddeti konularında ihtisas yapmış, uzman hakimlerin, yargıçların, avukatların yargılama yapması gerekiyor” dedi.
 
Kadınlar artan eril uygulamalar ve erkek şiddeti karşısında mücadele etmeye devam ederek yaşam ve yaşam haklarını savunuyor. Tecavüz, istismar ve katliam faili erkek karşısında yaşam hakkını savunan kadınlar, özsavunmaya başvurarak hayatta kalıyor. Melek İpek ve Nimet Akgün ise özsavunma hakkını kullanarak yaşama tutunabilen son örnekler olarak karşımızda duruyor.
 
Son günlerde kadın gündeminde yer alan “Özsavunma nedir? Kadınlar neden özsavunmaya başvurur? Hangi durumlarda özsavunma yapılır?” gibi soruların yanıtını almak ve özsavunmanın hukuktaki karşılığını öğrenmek için Namme Öztürk’ten Yasemin Çakal’a kadar çok sayıda özsavunma davasını takip eden feminist avukat Diren Cevahir Şen ile konuştuk.
 
*Öncelikle son günlerde kadın gündeminde yer alan ve çokça dillendirilen özsavunma nedir? Hangi durumları kapsar?
 
"Özsavunma politik bir kavram. Özsavunma yapan kitlenin içinde zaman zaman erkeklerin de olduğunu biliyoruz. Daha politik ve daha kitlesel bir kavrama işaret ediyor. Kadınların fiilleri bakımından bunun hukuki karşılığı TCK 25 ‘teki meşru müdafaadır. Kadınların fiili ise aslında sadece kendi hayatlarına sahip çıkma fiilidir."
 
Kamuoyunda özsavunma olarak dile getirilen şey aslında meşru müdafaa. Bu fiilleri özsavunma olarak tanımlamıyorum. Nedenini anlatmak istiyorum. Özsavunma politik bir kavram. Özsavunma yapan kitlenin içinde zaman zaman erkeklerin de olduğunu biliyoruz. Daha politik ve daha kitlesel bir kavrama işaret ediyor. Kadınların fiilleri bakımından bunun hukuki karşılığı TCK 25 ‘teki meşru müdafaadır. Kadınların fiili ise aslında sadece kendi hayatlarına sahip çıkma fiilidir. Çünkü o an kendisine yönelen ve şimdiye kadar yönelmiş olan, sistematik erkek şiddetini savuşturmak amacını güdüyor. Aslında planlanmış hareketler değil bunlar sadece canlarına sahip çıkıyorlar. Feminist hareketin büyük bir çoğunluğu buna böyle bakıyor. Özsavunma dediğinizde başka bir şey oluyor, sanki hazırlık yapmış gibi bir algı gündeme geliyor. Özsavunma var evet ama bunun karşılığı biraz farklı. Bunun için kadınların fiiline gündelik olarak bakacaksak, ‘hayatlarına sahip çıkma’ olarak bakmalıyız. Hukuki ve teknik olarak da meşru müdafaa demek bence daha doğru. 
 
*Özsavunmaya hukuki zeminde “meşru müdafaa” yani yasal (haklı) savunma deniyor. Kadınların özsavunma tanımı ile hukuk literatüründeki meşru müdafaa arasındaki farklılık nedir?
 
“Kendisine şiddet uyguladığı, eziyet ettiği için erkeği öldürmek zorunda kalan kadınların fiillerine meşru müdafaa diyoruz biz. Mahkemeler uygulamasa da.”
 
Hukuken bu tanımlanmış. Hukuk mevzuatında, düzenlemede, ceza yasasında, 25 ve 27’inci maddede aslında bu genel çerçevede tanımlanmış. Neleri kapsar? En son Melek İpek’in fiili meşru savunma fiilidir. Meşru müdafaa şöyle tanımlanır: ‘Kendisine veya başkasının hayatına yönelmiş veya yönelmesi muhtemel olan bir haksız fiili o anda savuşturan kişinin yaptığı fiil meşru müdafaadır ve ceza verilmez.’ Tam olarak da böyle. Kadınların hayatında bazen anlık şiddet olabiliyor. Bu hepimizin hayatında olabiliyor. O anda onu savuşturabiliyoruz. Çoğunun hayatına baktığımızda aslında aylarca veya yıllarca süren bir şiddet olduğunu görüyoruz. Melek İpek’in başına gelen buydu. Kamuoyunun bildiği başka fiiller ve kişiler de var. Kendisine şiddet uyguladığı, eziyet ettiği için erkeği öldürmek zorunda kalan kadınların fiillerine meşru müdafaa diyoruz biz. Mahkemeler uygulamasa da.
 
*Namme Öztürk, Yasemin Çakal, Gurbet Çetinkaya gibi kamuoyu gündeminde önemli bir yer edinen çok sayıda özsavunma davası takip ettiniz. Tanık olduğunuz deneyimlerinizi biraz anlatır mısınız? Yargının özsavunma hakkını kullanan kadınlara yönelik tutumu nasıl?
 
“Kadınları şiddetten korumak, şiddeti de önlemek zorunda olan kurumlar görevini yapsa, yetkisini kullansa, kanunları uygulasa bugün biz kadınlar adına bütün bunları konuşuyor olmazdık.”
 
Gurbet Çetinkaya yargılamasını yürüten mahkeme başkanının genel tavrı son derece sorunluydu. Muhtemelen başka yargılamalarda da o kişinin tavrı genel olarak böyle. Benim avukatlarından biri olduğum kişidir Gurbet Çetinkaya. Kadınlar zaten konuştukları, ana dilleri Türkçe bile olsa kendini ifade etmekte zorlanıyor. Çünkü ortada bir erkek şiddeti var, kadınların coğrafyamızdaki yeri belli. Susturulan, kendini ifade etmesinde birçok engel olan kişiler. Bir de yargılamanın yapıldığı dil, ana dilleri o dil değilse, kadınlar ikinci kez ifade problemi yaşıyorlar. Gurbet Çetinkaya birçok kez erkek şiddetine maruz kalan kadınlardan biriydi. Kendini ana diliyle ifade etmesini talep ettik. Yargılamanın geldiği noktada buna gerek olmadığı, zaten kendini ifade edebildiğini söyledi mahkeme heyeti. Biz de reddi hakim yaptık. Ancak reddi hakim talebimiz reddedildi maalesef. Sadece tercüman değil birçok talebimiz reddedildi. Bu başka yargılamalarda da karşımıza çıkıyor. Kasten öldürmekten ceza aldı Gurbet Çetinkaya.
 
Ben burada Namme Öztürk, Yasemin Çakal ve Çilem Doğan’dan da bahsetmek istiyorum. Bunlar gibi pek çok kadından bahsedilebilir. Namme Öztürk’te adil bir yargılama varmış gibi görünse de orada Namme’ye ceza verilerek kadınların meşru müdafaa koşullarında erkek şiddetini savuşturmaları, yani hayatlarına sahip çıkmaları cezalandırılmış oldu. Namme oy çokluğuyla ceza aldı. Mahkemenin kadın olan üyesi, yargılamanın en başından beri Namme’nin hep tutuksuz yargılanması gerektiğini, yargılamanın sonunda ise meşru müdafaa hükmünün verilmesi istedi. Üye hakim olarak böyle bir şerh yazdı. Orada duruşma savcısının mütalaası meşru savunma, yani TCK 25 üzerinden geldi. Bu çok da karşılaştığımız bir durum değil. Namme’nin fiilinin meşru müdafaa olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündü duruşma savcısı ancak ne yazık ki oy çokluğuyla Namme cezalandırıldı. Namme’nin cezası İstinaf Mahkemesi’nde düşürüldüğü için Namme cezaevinden çıktı. Namme beraat etmedi ya da Namme’ye ceza verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmedi. Cezası düşürüldü. Zaten 3 sene yatmıştı Namme. Cezasını yattığı için çıkarıldı. Biz dosyayı Yargıtay'a taşıdık.
 
Yasemin Çakal’da ise başka bir şey vardı. Yasemin ilk derece mahkemesinde oy çokluğuyla TCK 27/2 kapsamında değerlendirildi. TCK 27/2 de meşru müdafaada sınırın aşılmasıdır. Ancak Yasemin’in fiili bu bile değil, tipik bir meşru müdafaaydı. O anki hal ve koşullara göre Namme’nin boynuna kemer bağlanmışken, boğulmak üzereyken yapacağı başka bir şey yoktu. Şiddeti savuşturmak durumundaydı. Yasemin’de de maalesef oy çokluğuyla bu karar çıktı ama İstinaf aşamasında karar bozuldu. Melek İpek tutuksuz yargılanmalıydı ama şu an cezaevinde. Aylin Işık tutuksuz yargılanabilirdi. Tecavüzcüler, çocuğa şiddet uygulayan erkekler, şiddet failleri sokakta geziyor. Sadece adli kontrolle tutuksuz yargılanabiliyorlar. Kadınlar söz konusu olduğunda tutuklu yargılanıyor, hapsediliyorlar. ‘Heyet kadını düşünerek böyle bir karar veriyor, tutuksuz yargılansa kadın güvende olmayacak’ tarzında şeyler duyuyoruz. Hayır, siz o güvenliği sağlamak zorundasınız. Devlet vatandaşını korumak zorunda. Kadınları şiddetten korumak, şiddeti de önlemek zorunda olan kurumlar görevini yapsa, yetkisini kullanırsa, kanunları uygulasa bugün biz kadınlar adına bütün bunları konuşuyor olmazdık.
 
*Dahil olduğunuz mahkemelerde aklınızda kalan ve sizde etki bırakan bir durum oldu mu?
 
“8 yıl boyunca Namme’nin şiddet görmesinin sorumlusu bir kişi, bir kurum, bir tek yer değil aslında kolektif bir sorumluluk var orada. Namme onun için sistematik bir eziyete maruz kaldı.”
 
Tabi ki. Ben Namme’den örnek vermek istiyorum. Namme çok güzel savunma yaptı. Namme, bütün kadınların belleğinde aslında. İster aylarca, ister yıllarca yaşasınlar, bütün kadınların belleğinde. O onlara ait bir anı maalesef. Keşke yerine başka bir şey koyabilse. Namme kendi savunmasını yaparken, kendini ifade ederken, pek çok kez söz aldı. Sadece ilk duruşma ve son duruşmasındaki savunmayla yetinmedi. Namme yargılamanın her aşamasında aldığı notlarla kendini ifade etti. Teknik, savunmalar ve feminist savunmalar dışında da Namme kendini pek çok kez savundu. Namme, yaşadığı şiddet hikayesini anlatırken, bir gün kolluk görevlilerini aradığını söyledi. Kolluk görevlileri geliyor ve ‘Kocanı çağır. Bir de biz onunla konuşalım’ diyor. Namme de çağırıyor. Polisle erkek dışarıda konuşuyorlar. Polis Namme’ye ‘Tamam, biz konuştuk bir daha yapmayacak’ diyor. Ama Namme içeri girdiğinde daha fazla dayak yiyor. ‘Şiddet kaldığı yerden devam etmedi, daha çok devam etti’ dedi. Kadınlar aileleriyle bunları paylaşıyorlar onun için bazen ailelerine çok büyük öfke duyabiliyorlar. Ailelerinin kendilerine sahip çıkmasını bekliyorlar. Namme de ailesiyle paylaymış ve abisi ona ‘Tamam merak etme biz kendi aramızda hallederiz, ben ararım onu’ demiş. Namme şu soruyu sordu; ‘Bu kimin arasında? Peki, burada ben neyim? Bu onların arasındaki bir mesele mi? Ama ben dayak yiyorum. Ben işkenceye uğruyorum.’ Bu sadece bir örnek ama inanın mekanlar farklı da olsa kadınların hikayeleri böyle. Ben bu cümleleri benzer yargılamalarda, benzer şekilde işittim. Bu benim için çok önemliydi. 8 yıl boyunca Namme’nin şiddet görmesinin sorumlusu bir kişi, bir kurum, bir tek yer değil aslında kolektif bir sorumluluk var orada. Namme onun için sistematik bir eziyete maruz kaldı.    
 
*Kadınların yargıda en çok eleştirdiği ve kaldırılmasını talep ettiği durumlardan biri, kadın ve çocuğa yönelik cinsel istismar suçluları ve kadın katillerine uygulanan ‘iyi hal indirimi’. Kadın ve çocuğa yönelik suç işleyen erkeklerin kravat takarak mahkeme heyeti tarafından “iyi hal indirimi” alması ile kadınların “suçlu” olarak görülmesini nasıl yorumluyorsunuz?
 
“Yargılamalar çok erkek, erkeklerden yana. Aslında hayat erkeklerden yana. Mahkemeler de öyle. Kadınları koruyan, önceleyen yargılamalarla maalesef çok az karşılaşıyoruz.”
 
Bu meşru bir şey değil bir kere onu söyleyeyim. Sokaklarda haykırıp söylüyoruz ya ‘Erkek adalet değil gerçek adalet’ diye. Tam da buraya denk düşen bir soru sordunuz. Yargılamalar çok erkek, erkeklerden yana. Aslında hayat erkeklerden yana. Mahkemeler de öyle. Kadınları koruyan, önceleyen yargılamalarla maalesef çok az karşılaşıyoruz. Maalesef bu gittikçe de erkekler lehine değişiyor. Erkek yargının, ‘traş, kravat indirimi’ dediğimiz birtakım indirimleri var. Erkekler söz konusu olduğunda indirimler olabiliyor ama burada fiilleri bile aynı şekilde değerlendirmek yanlış. Bir tarafta kendi canını kurtaran ya da çocuğunun canını kurtaran, ölümden kurtulmak isteyen, eziyete uğrayan kişi var. Erkeklerse zevk olsun diye kadınları öldürüyorlar. Tayt giydi diye, yemeğin tuzu az diye, şeker yok diye, yemek bayatlamış diye, yemek soğuk diye, canı sıkıldı diye, gözünün üstünde kaşı var diye öldürüyor adeta. Erkeklerin fiilleri böyle bir şey. Orada erkek kendini korumuyor, kendi hayatına sahip çıkmıyor. Egemen bir kimlik kadınlar üzerinde iktidar kurmaya çalışıyor ve kuruyor da çoğu zaman. Kadınlar bu durumu çok fazla içlerinde yaşayıp şiddeti tolere ediyorlar. Bunun çok örneği var. Burada ailelerin günahı çok büyük. Toplumun günahı çok büyük.
 
Sizin hayatınıza bir saldırı olduğunda o şiddeti savuşturursunuz. Yargılamalara bakıyorsunuz, meşru müdafaayı anlamaktan çok uzak. Çünkü erkek bakışıyla bakıyor. Bunlar hep politik konjonktürel şeyler. Bugün kadın düşmanı bir yönetim var. Bütün siyasal hareketler kadın düşmanlığı ve erkeklik kurmak üzerine. Hiçbir iktidar kendi iktidarını ‘Tamam, ben çok iktidar oldum teslim ediyorum’ diyerek teslim etmez. Sermaye nasıl iktidarı işçilere teslim etmiyorsa, işçiler kendi haklarını mücadele ederek alıyorsa, kadın hakları bağlamında da bu öyle. Kadın hakları alanındaki bütün kazanımlar mücadeleyle kazanıldı. Kampanyalarla, politik sözlerle kadınlar sokaklara döküldü. Biz bıkmadan, usanmadan kendi müvekkillerimiz için hukukçular olarak adliyelerde kadınların güvende olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Bir erkek şiddeti gerçeği var ve sizin yargıladığınız bu kadınlar ölebilirdi. Hayatlarına sahip çıkabildiler, şanslıydılar. Kadın cinayeti gerçekleşmedi ama siz bu kadını sanık olarak tutuklu yargılıyorsunuz. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Erkeğin fiili ile kadının fiili aynı değil. Eşitlenemez, eşdeğerde değil orada. Adam dövüyor ve öldürüyor kadını ya da sakat bırakıyor, kadın ise o şiddetten artık kurtulmak istiyor. Kim işkenceye katlanır? Canı yanıyor, böyle bakmıyor yargılamalar ve şöyle düşünüyorlar, ‘Biz bu kadınları özgür bırakırsak, baş edemeyiz. Biz erkeklere ne deriz.’ Sadece yasayı uygulayacaklar. Yaşanan fiile göre yasayı uygulayacaklar bu kadar.
 
*Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 25’inci maddesinde yapılması gereken değişiklikler nelerdir? Bu yasa özsavunma hakkını kullanan kadınların ceza almamasında yeterli bir noktada mıdır?
 
“Kadının şiddetten ve cehenneme dönmüş bir hayattan kaçtığı, gizlendiği yerdir sığınak. Neden kadınlar gizlenmek zorunda? Neden onlar için özgür bir hayat yok?”
 
Meşru müdafaa düzenlemesi, şu haliyle bile olsa kadınlara uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Kadına yönelik şiddet ve kadın hakları konularında, erkek şiddeti konularında ihtisas yapmış, uzman hakimlerin, yargıçların, avukatların yargılama yapması ve uzman mahkemelerde yargılamaların yapılması gerekiyor. Hala günde ortalama 3 kadın erkek tarafından öldürülüyor. Hala her gün yüzlerce, binlerce kadın tacize, tecavüze ve şiddete maruz kalıyor. Sığınaklar kadınlar için ne kadar güvenli bilemiyorum ama sığınakların adresleri insanların ellerinde dolaşıyor. Bunları biliyor ve duyuyoruz maalesef. Sığınaksız bir dünya istemek çok önemli. Kadının şiddetten ve cehenneme dönmüş bir hayattan kaçtığı, gizlendiği yerdir sığınak. Neden kadınlar gizlenmek zorunda? Neden onlar için özgür bir hayat yok? Tüm bunları düşünmek gerek. TCK 25, 27 şu haliyle bile uygulansa çok farklı olurdu. Manzara yüzde yüz farklı olurdu. Ama elbette bu konuda özel bir yasa düzenlenmeli. Kadınlar psikolog desteği almalı. Duruşma salonlarında uzman psikologlar da olmalı. Kadınlarla onlar da görüşmeler yapmalı.
 
*Kadınlar, son günlerde maruz kaldığı işkence karşısında özsavunmasını kullanarak evli olduğu erkeği öldüren Melek İpek için ayaklandı ve çeşitli kentlerden çeşitli eylem ve açıklamalar gerçekleştirdi. Yargının kadınların tepkisini göz ardı etmesi neye işaret ediyor?
 
"Yargılamalar kadınların taleplerini bir noktada ciddiye almak zorunda. Çünkü kadınlar isyan ediyorlar. Çünkü kadınlar güvende değil, kelle koltukta geziyorlar bu ülkede. Kadınlar dünyada güvende değil. Çünkü erkeklerin dünyasında yaşıyoruz. Onlar da egemenliği bırakmıyorlar ve kimi hadiselerde görüyoruz ‘Ben seni öldürsem 3 yıl yatar çıkarım’ diyor erkek."
 
Bu yeni bir şey değil. Yargı kadınların tepkisini çok uzun zamandır göz ardı ediyordu. Yargılamalar taraflı ve yanlı yargılamalar. Yargılamalar kadınların ne yaşadığını anlamaktan çok uzak. Biz bütün boşanma duruşmalarında dahi İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın diye bas bas bağırıyoruz. Aile mahkemelerinde de söylüyoruz ama hakimler çok oralı değiller. İstanbul Sözleşmesi aleyhine bir kampanya örgütleniyor zaten, bu kampanya organize ediliyor aslında. İstanbul Sözleşmesi’nin nüvesi ve kazanımı olan 6284’ü de uygulamıyorlar. Yerel bir yasa. Örneğin Namme’nin olayında polisin 6284’ü uygulayıp tutanak tutması gerekiyordu. Yargılamalar kadınların taleplerini bir noktada ciddiye almak zorunda. Çünkü kadınlar isyan ediyorlar. Çünkü kadınlar güvende değil, kelle koltukta geziyorlar bu ülkede. Kadınlar dünyada güvende değil. Çünkü erkeklerin dünyasında yaşıyoruz. Onlar da egemenliği bırakmıyorlar ve kimi hadiselerde görüyoruz ‘Ben seni öldürsem 3 yıl yatar çıkarım’ diyor erkek.  
 
* Yargı kadına yönelik şiddet faillerine verdiği cezalarla şiddeti olağanlaştırırken kadınların güvensiz yaşamalarına da neden oluyor. Özsavunmanın yayılması bu anlamıyla kadınlara cesaret verir mi?
 
“Kadınlar ölümle burun buruna yaşamak zorunda kalırken, birbirlerinden güç alabiliyorlar ve onları güçlendiren tek şey kadın dayanışması.”
 
Kadınlar epeydir hayatlarına sahip çıkıyorlar. Kadınlar birbirleriyle güçlenecekler. Kendi haklarının, bedenlerinin farkındalığına birbirleriyle varıyorlar. Haklarına ve bedenlerine birbirleriyle güçlenerek sahip çıkmaya başlıyorlar. Kadınlar ölümle burun buruna yaşamak zorunda kalırken, birbirlerinden güç alabiliyorlar ve onları güçlendiren tek şey kadın dayanışması. Haklarımıza yönelen saldırılarda da kadınlar bu saldırıyı defetmek için birbirlerinden güç alıyorlar. Belki her zaman o saldırı defedilemiyor ama ona karşı ses çıkarmak için kadınların bildiği tek bir yol var, kadın dayanışması. Tüm özgürlüğü, tüm eşit yurttaşlığı, haklarımıza sahip çıkarak ve el ele vererek aşabiliriz. Kadınlar gerçekten birlikte güçlü. Değişiklik istiyorlar.