Kürt kadınları Simurg kuşu gibi yeniden doğuyor

  • 09:02 3 Ekim 2020
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
DİYARBAKIR - İnsanlık tarihinde kadınlar, yeniden var olabilmek için, amansız bir yola koyuldu. Son 50 yıllık Ortadoğu'da Kürt kadınları bu amansız yolculukta büyük bedeller ödedi. Kürt kadınları yolculuğun yönünü kendisine çevirerek, Simurg kuşu gibi küllerinden yeniden doğdu ve doğuyor.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) öncülüğünde "Em Xwe Diparêzin”(Kendimizi Savunuyoruz) kampanyanın startı 15 Eylül tarihinde verildi. 3 ay sürecek olan kampanya İmralı'da yürütülen tecride, anadile yönelik saldırılara, tacize tecavüze, siyasi soykırıma ve inançlara yönelik saldırılara karşı, çeşitli eylem etkinlik ve eğitim çalışmaları yürütülecek. Kampanyasının simgesi ise Simurg kuşu. 
 
Çoğumuz Simurg kuşunun hikayesini biliriz. TJA'nın kampanyası ile birlikte Simurg kuşu bir kez daha hafızalarımızda tazelendi.
 
Simurg’un hikayesi
 
Tüm halkların kendilerine has farklı şekillerde Simurg'dan söz etmesi de son derece gizemlidir. Efsaneye göre Simurg ya da bilinen adıyla Zümrüdü Anka kuşu, bilgi ağacının dallarında yaşar ve akıllara gelebilecek her şeyi bilir. Öyle ki, bütün kuşlar ona inanır, başları sıkıştıkça Simurg’un kendilerine yardım edeceğini, onları hep zor durumlardan kurtaracağını düşünürler.
 
Zümrüdü Anka kuşu öleceğini hissettiği zaman kendisine ağacın kuru dallarından bir yuva yapar ve hiçbir zaman ne olduğu anlaşılmayan bir yapışkanla yuvayı sıvar, yuvanın içinde ölümü bekler. Ta ki güneş bütün görkemiyle ortaya çıkıp, kuru dalları yakıncaya kadar… Simurg oluşturduğu yuvada yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğar.
 
Bu kısır döngü sürerken, kuşların başına bir gün öyle bir talihsizlik gelir ki, Simurg’tan yardım istemeleri gerekir. Birden Simurg’un uzun süredir hiç görünmediğini fark ederler. Öyle çok beklerler ki yuvasından çıkıp havalanacağı anı. Sonunda umudu keserler. Tam her şeyin bittiğini düşündükleri bir anda, çok uzaklardaki bir ülkede, bir gün, bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulur. Umutları yeniden yeşeren bütün kuşlar, birlik olup Simurg’un yuvasına gitmeye karar verirler.
 
Ancak Zümrüdü Anka kuşu yuvası, etekleri bulutların üstünde olan, görkemli Kaf Dağı’nın tepesindedir. Oraya ulaşmak için, yedi dipsiz vadiyi geçmek gerekmektedir. Oraya varmak için hepsi birbirinden çetin yedi vadiyi; irade, aşk, cennet, inançsızlık, yalnızlık, dedikodu ve ben vadilerini aşmak gerekirmiş. Bu vadiler öyle zorludur ki, yolda bir sürü kuş kaybolur.
 
İrade vadisi
 
Burası kuşlar için bir cennettir. Aradıkları her şeyi irade vadisinde bulurlar. Bir anda her şeyi isteyebileceklerini fark ederler. Sınırlar yoktur. Zevke, sefaya, bütün emellerine kavuşabileceklerdir. İnsanları anlatan masallardaki gibi; çalışmadan, uğraşmadan mevki makam sahibi bile olabileceklerdir. Öyle çok kuş vadinin sihrine kapılır, öyle çok şey ister ki, bu vadide bir sürü kayıp verilir.
 
Aşk vadisi
 
Vadiye girince bütün kuşların gözünü bir sis kaplar. Gördükleri biçimsiz şekilleri, taşları, odun parçalarını, birer sülün, birer kuğu sanırlar. Gözleri kör olmuştur. Kapılırlar, sürüklenirler ve gözden kaybolurlar.
 
Cennet vadisi
 
Bu vadide her şey güzel gelir gözlerine. Anka kuşunu bile unuturlar. Nereye gittiklerinin hiç bir önemi yoktur. Orada da gökyüzü, burada da gökyüzü… İlginç nesneler görürler, ancak ne olduğunu sorgulamazlar. Önemsemedikçe düşünmemeye başlarlar. Düşünmedikçe unuturlar Unuttukça yükleri hafifler ve artık amaçsızca gülümsemeye başlarlar.
 
İnançsızlık vadisi
 
Vadiye girdiklerinde birden her şey anlamını yitirir. Simurg’u bulmanın hiç bir şeyi değiştirmeyeceği inancına kapılırlar. Kesin öleceklerini iddia edenler, Simurg’un çözüm bulamayacağını söyleyenler, bu kadar yolu boşa geldiğini, emeklerinin boşa gittiğini düşünenler vardır. Kanadı yaralanan bir kuşun aşağıya düştüğünü, hepsinin başına aynı şeyin geleceğini bağıra bağıra söylerler. Tüm bu olanlardan sonra kuşların birçoğu yolu tamamlayamayacaklarını ya da tamamlasalar da hiçbir işe yaramayacağını söyleyip geri döner.
 
Yalnızlık vadisi
 
Vadiye giren bütün kuşları korku salar. Bulundukları yerde sadece kendileri varmış gibi endişeye kapılırlar. Acıkan sadece kendi karnının doymasını düşünür. Tek başına avlandığı için de başarılı olamayıp daha büyük hayvanlara yem olur. Her biri kendi başına hareket etmeyi seçer ve yönünü tek başına bulmaya çalışır. Kendilerini kimse yokmuş gibi, yapayalnız hissederler. Milyonlarca kuşun aynı amaç için uçmakta olduğu akıllarının ucundan bile geçmez.
 
Dedikodu vadisi
 
Kuşlar, vadiye girdiklerinde her köşesinden fısıltılar duymaya başlarlar. En arkadaki kuş, Simurg Anka’nın yeniden doğuşta tüylerinin yandığını söyler. Öndeki kuş bunu duyar ve yanan tüylerin tekrar çıkmadığını söyler. Bir öndeki kuş bunu duyar, yanan tüyleri çıkmadığı için Anka kuşunun gizlendiğini söyler. Bir öndeki kuş bunu duyar, morali bozuk olduğu için Simurg’un, saklanırken, onu görenlere zarar verdiğini söyler. Daha öndeki kuş bunu duyunca, herkese zarar veren Simurg’un, dayanamayıp kendini öldürdüğünü söyler. En öndeki kuşa, gitmeye gerek kalmadığı, Simurg’un toprak olduğu bilgisi gelir. Birçok kuş söylentilere inanarak geri döner.
 
Ben vadisi
 
Geriye kalan kuşlar  ‘Ben’ vadisine girer girmez, içlerinde değişik bir his uyanır. Kimi diğer kuşun kanadını eleştirmeye başlar, bir diğeri her şeyi bildiğini iddia eder. Yanlış yoldan gidiliyor diye kargaşa çıkar. Her kafadan bir ses çıkmaktadır. Herkesin fikri vardır ve hepsi de söyleyen için doğrudur. Sanki milyonlarca farklı yol varmış gibi… Hepsi en önde lider olmak ister, öne geçmek için birbirlerini ezip dururlar. Taki vadiden çıkana, “Ben”den uzaklaşana dek…
 
 Kuşlar, hep birlikte uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Bülbül güle olan aşkını hatırlayıp geri dönmüş. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış). Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını, balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…  Sayıları gittikçe azalmış. Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta tüm kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında yalnızca otuz kuş kalmış.
 
Beklemekten vazgeçmiş ve uçmayı sürdürmüş
 
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Kürtçe ve Farsça “si”, “otuz” demektir, “murg” ise “kuş”. Otuz kuş aslında Simurg’muş Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “Simurg-otuz kuş” demekmiş. Her biri bir Simurg’muş. 30 kuş, anlamış ki aslında aradıkları sultan kendileriymiş. Gerçek yolculuk, sadece kendine yapılan yolculukmuş. Simurg beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşuda yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürmüş.
 
İnsanlık da kendi küllerinin üzerinden yeniden doğabilmek için kendini yakmadıkça, birer Simurg olmayı göze almadıkça; bataklığında, tüneğinde ve kafesinde yaşamaktan kurtulamayacaktır.