‘Komplodan sonuç elde edilemeyecek’

  • 09:05 8 Ekim 2020
  • Güncel
Dîcle Demhat 
 
KOBANÊ - 9 Ekim saldırılarının 1998 komplosunun devamı olduğunu söyleyen Fırat Bölgesi Jineoloji Bilimi Yönetim üyesi Dîrok Kahraman, “Uluslararası devletler ve Türkiye ne komployla ne de bu işgal saldırılarıyla hiçbir sonuç elde edemeyecekler” dedi. 
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 1998 yılında uluslararası komplo sonucu Suriye’den çıkarılmasının 22’nci yıldönümü. Abdullah Öcalan felsefesiyle komployu boşa çıkarırken, komplo ise günümüzde ağır tecrit ve Kürt bölgelerine saldırılarla devam ettiriliyor. Geçen yıl Türkiye 9 Ekim komplosunun yıldönümünde Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırı başlatmış ve yüzlerce insanın ölümüne, binlercesinin yaralanmasına ve yüz bini aşkın kişinin de göç etmesine neden oldu. 
 
Fırat Bölgesi Jineoloji Bilimi Yönetim üyesi Dîrok Kahraman, 9 Ekim komplosunu ve bölgeye saldırıları ajansımıza değerlendirdi.
 
‘Komplonun öncülük misyonu Türkiye’ye verildi’ 
 
9 Ekim komplo sürecini hatırlatan Dîrok, “Bu komplonun amacı dünyaya yayılan Önderliğin felsefesi ve Kürt halkını yok etmekti. Önderlik ideolojisi bütün dünyaya yayıldı. Devletler bu düşünceyi erkek egemenlikli sistemleri için bir tehdit olarak gördü. Bu komplonun başını çekmek için de öncülük misyonu Türkiye’ye verildi. Özgürlük hareketi büyümüş, büyük bir halk kitlesi etrafında bir halka oluşturmuştu. Önderlik şahsında özgürlük hareketini bitirmek istediler. Türkiye’nin Suriye hükümetine yaptığı baskılar ve saldırı tehditlerine karşı Önderlik Suriye topraklarında savaşın olmaması için 1998’de Suriye’den çıktı. 1999’da da uluslararası bir komployla Önderlik Türkiye’ye teslim edildi" dedi. 
 
‘Önderliğin önünde iki seçenek vardı’
 
Dîrok, Abdullah Öcalan’ın görüşme notlarına işaret ederek, şu hatırlatmada bulundu: “Önderlik ya Avrupa ülkelerine gidebileceğini ya da dağa gidebileceğini söylüyordu. Dağa giderse savaşın daha fazla gürleşeceğini, Avrupa’ya giderse diplomatik yollarla düşüncelerini fazla yayabileceğini dile getiriyor. Önderlik bir komplonun olduğunu biliyordu. Hiçbir devlet kendi başına karar verip Önderliği koruyamayacaktı. Çünkü Önderliği Suriye’den çıkartırken komplonun planı hazırlanmıştı. Türkiye bu plana her ne kadar öncülük yapmış olsa da Önderliğin ülkeye gelmesine hazır değildi. Bir imha ile Önderliği bitiremeyeceklerini biliyorlardı. Fakat bir biçimde Önderliğin gerilla saflarına ve soykırımla yüz yüze olan halka düşüncelerini iletmesine engel olacaklardı. Böylece devletler gerilla hareketini ve varlığını sürdürmek için mücadele eden Kürt halkını bitireceklerini planlamışlardı. 1998’de başlayan komplo günümüze kadar ağır bir tecrit şeklinde devam ediyor.” 
 
‘Komplonun devamı Gire Sipî ve Serêkaniyê işgaliydi’
 
Komplonun yıldönümünde Türkiye’nin Girê Spî ile Serêkaniyê’ye saldırı başlattığını ifade eden Dîrok, saldırıların 9 Ekim’e denk getirilmesinin tesadüf olmadığının altını çizdi. Saldırıları 98 komplosunun devamı olarak değerlendiren Dîrok, “Önderlik partinin gelişmesi ve büyümesi için en büyük adımları Rojava’da atmıştı. Önderlik ideolojisinin etkin olduğu Rojava’da bir devrim gerçekleşti. Bu devrimde sadece Kürt halkı değil, Rojava’da bulunulan bütün halklar Önderlik ideolojisi etrafında kenetlenerek bir savunma mekanizmasını oluşturdular. Soykırım kıskacında olan Kürt halkı Rojava Devrimi’nde mücadeleleriyle varlıklarını dünyaya kanıtlamışlardı. Türkiye ve uluslararası devletler bu mücadeleyi bitirmek ve Kürt halkını soykırımdan geçirmek için 1998’de yapılan komplonun devamı olarak özgürleşen alanlara tekrardan saldırarak 1998 komplosunu yeniledi” diye belirtti.
 
‘Özel savaş yoluyla Önderlik felsefesine saldırılıyor’
 
Dîrok, komplodan sonuç alamayan Türkiye’nin özel savaş politikalarıyla Arap ve Kürtler arasında çelişkiler yaratıp, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eliyle Kürt halkına ve Özerk Yönetim alanlarına saldırdığını söyledi. Dîrok, sözlerini şu ifadelerle noktaları: “Uluslararası devletler Önderliği tutuklayarak bir sonuç elde etmediler. Önderlik ideolojisi etrafında birleşen Kürt, Çerkez, Arap, Ermeni, Türkmen ve diğer halkları birbirine düşürmek için bu sefer de özel savaş yoluyla Önderlik ideolojisine saldırmaktalar. Türkiye’nin işgal ettiği alanlarda da bu hoyratça saldırılar devam ediyor. Özerk Yönetim bölgelerinde de MİT’in eliyle çalışmalar sürdürülüyor. Önderlik üzerinde de en ağır tecrit sistemi uygulanıyor. Fakat buna karşı da Ortadoğu’da büyük bir mücadele ve direniş hem halk tarafından hem de özgürlük hareketi tarafından sürdürülüyor. Uluslararası devletler ve Türkiye ne komployla ne de bu işgal saldırılarıyla hiçbir sonuç elde edemeyecekler.”