Direnişin sembolleri Hevrîn Xelef ve Yade Eqide…

  • 09:02 9 Ekim 2020
  • Güncel
Roj Hozan- Rojda Seyidxan
 
QAMIŞLO - Türkiye ve ona bağlı grupların 9 Ekim saldırıların sembolü iki kadın oldu. Ailesi ve yakın arkadaşları Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrîn Xelef ve Yadê Eqide’nin katledilişlerinin yıldönümünde onları andı ve mücadelelerini devraldıklarının mesajını verdi. 
 
Türkiye 9 Ekim 2019 yılında Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırı başlatmıştı. Hem havadan hem de karadan gerçekleştirilen saldırıda yüzlerce kişi katledildi. Saldırılar sırasında katledilen iki kadın vardı ki saldırıların asıl amacının yansıması oldu. Bunlardan biri Suriye Gelecek Partisi Genel Sekteri Hevrîn Xelef, diğeri ise Kongreya Star ve Kadın Adalet Meclisi üyesi Yadê Eqide (Eqide Eli Osman).  
 
Hevrîn Xelef, saldırıların üçüncü günü olan 11 Ekim günü M4 karayolunda Türkiye’nin destek verdiği Suriye Milli Ordusu’na (SMO) bağlı Ehrar El Şeqiye çeteleri tarafından işkence edilerek katledildi. 
 
‘Hevrîn’le yoldaştık’
 
Katliamının birinci yılına ilişkin ajansımıza konuşan Hevrîn Xelef’in annesi Suaad Mistefa, kızına olan bağlılığını dile getiriyor. Suaad, Hevrîn’le aralarında yoldaşlık ilişkisinin olduğunu söyleyerek, “Her ne kadar anlatırsam kızımın güzelliği karşısında her şey eksik kalır. Hevrîn sürekli bana, ‘senin arkadaşınım, annenim, kardeşinim’ derdi. Kızım halkı için büyük sorumluluklar yükledi omzuna. Küçük yaşta her şeye karşı kendisini sorumlu görüyordu ta ki şehadetine kadar. Yaşamının her alanında dürüstlüğü ve fedakarlığıyla tanınırdı. Toplum içinde söz sahibiydi ve halk Hevrîn’e değer verirdi” diye belirtiyor. 
 
‘Halklar arasında yarım yapmazdı’
 
Suaad, Hevrîn’in ablası ve dayısının yaşamını yitirmesinin ardından aktif çalışmalara katıldığını ifadede ederek, “Hevrîn, enerji ve ekonomi bakanlıklarında, Özerk Yönetim’de ve en son olarak da bir kadın siyasetçi olarak 27 Mart 2018 tarihinde Suriye Gelecek Partisi’ni kurdu.  Hevrîn bilinçli bir kadındı. Güçlü bir iradeyle çalışmalara katılıyordu” sözlerine yer veriyor. 
 
Suriye Gelecek Partisi’nin kuruluş amacına da değinen Suaad, çalışmaların büyük çoğunluğunun Arap nüfusunun yoğun olduğu yerlerde sürdürüldüğünü söylüyor. Suaad, “Temel amaç demokratik bir Suriye inşa etmekti. ‘Suriye halkı parçalanmasın ve topraklarında özgür yaşasın’ diyordu. Din, dil, mezhep ayrımcılığı yapmazdı.  Görevi insanlık göreviydi. Arap kadınları etrafına toplar onları örgütlerdi” diyor. 
 
‘Hevrînim benden önce toprağına ulaştı’
 
Türkiye ve ona bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırısına karşı Hevrîn’in de mücadele içerisinde olduğunu belirten Suaad, “Durmaksızın Hevrîn çalışma yürütüyordu. Saldırıların üçüncü gününde Hevrîn Reqa’ya gitti. Gitmeden önce değer verdiği eşyalarını bana teslim etti. O gün hissettim sanki bir şeyler olacaktı. Gözlerime uyku girmiyordu sürekli Hevrîn’i düşünüyordum. Sabaha doğru telefonu çaldırdım fakat açan Hevrîn değildi. O günü hiç unutmuyorum çok kalabalıktı ve konuşmaları anlamıyordum. Hislerim doğru çıktı ve Hevrînim artık katillerin, kanemicilerin elindeydi ve şehadete ulaşmıştı. Yönümü Hesekê’ye vererek Hevrînime koştum. Ama o benden önce toprağı olan Dêrik’e kesk û sor tabutuyla gelmişti” sözlerini kullanıyor. 
 
‘İşkenceden Hevrîn’in cenazesi tanınmaz haldeydi’
 
Hevrîn’in işkenceye maruz kaldığı ve cenazesinin tanınmaz halde olduğunu anlatan Suaad, şöyle devam ediyor: “Cenaze Derik’e getirildiğinde son defa kızımı görmek istedim. Fakat tanıyamadım kızımı. Çeteler işkenceyle Hevrîn’i katletmişti. Saçından tırnağına kadar işkence etmişlerdi. Silah ve savaş uçaklarıyla şehit düşseydi bu kadar üzülmezdim. Benim için şahadet değerdir. O cenazeyi öyle gördüğümde Türk devletinin kadınların iradesinden ne kadar korktuğuna bir kez daha şahit oldum. Hevrîn toplum içinde bu kadar etkili olmasaydı o çeteler bu şekilde canice katletmezlerdi. Şahadetiyle onurluyum ve kızımı zılgıtlarla toprağa kavuşturdum. Kızımın boyu uzun olduğu için uzun boyuna sarıldım ağıt yaktım ve halkıma öyle hediye ettim.”
 
‘Başka kadınlara da bunun yapılmaması için mücadele edeceğim’
 
Hevrîn’in ihanet karşısında boyun eğmediğini kendisinin de bu yolda yürüdüğünü söyleyen Suaad, Hevrîn’in başlatılan savaşa karşı halkların barış köprüsü olduğunun altını çiziyor. Suaad, kızının ihanete boyun eğmediğini kendisinin de eğmeyeceğini belirterek,  “Hevrîn dolu bir mücadele bize miras bıraktı. Evet Hevrîn şehit düştü ama binlerce Hevrîn şuan bu mirası devralarak yürüyor. Herkesin içinde yaşıyor. Türk devleti tek başına bunu yapmadı. Bütün devletler bu katliamın sorumlusudur. İnsanlık suçu işlendi. Başka kadınlara da bunun yapılmaması için mücadele edeceğim. Tüm insan hakları koruyucuları bu katliama ses çıkarmalı. Anneler ve kadınlar Hevrîn’in mücadelesini yükseltecek” diye ekliyor. 
 
‘Arap halkı içerisinde çok seviliyordu’
 
Hevrîn’in çalışma arkadaşı Suriye Gelecek Partisi Genel Meclis üyesi Semîra El-Ezîz da tanışmalarının parti içerisinde olduğunu söylüyor. Semîra, “Partinin kuruluşunun ardından  birlikte Reqa, Tebqa ve Minbic’te çalıştık. Hevrîn iradeli ve çalışkan biriydi. Alçak gönüllülüğünden dolayı Arap halkı içerisinde çok sevilirdi. Yapılan katliam özgür iradeye yapılmıştır. Bizler Hevrîn’in yoldaşları olarak bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz” ifadelerini kullanıyor.
 
Yadê Eqide’nin resimleri mücadelesini yansıtıyor
 
Yadê Eqide de Serêkaniyê’ye canlı kalkan olmak için gittiği 13 Ekim günü hava saldırısında katledildi. Şimdilerde evinin duvarlarının her köşesine asılan resimleri Yade Aqide’nin hayat öyküsünü ve mücadelesini anlatıyor. Yaşamını yitirilişinin birinci yıl dönümünde YPJ’li kızı Roza Mistafa ve yol arkadaşı Bedaa Ehmed, Yade Aqide’nin yaşamını, mücadelesini ve kadının özgürlük davası için çabalarını ajansımızla paylaşıyor. 
 
‘Yadê Aqide kadın devriminin maneviyatını bilip, öncülük etmişti’
 
Annesinin 1966’da Girepire köyünde dünyaya geldiğini ve güler yüzlülüğüyle herkesi etkileyen bir yapısı olduğunu söyleyen kızı Roza, “Annem yurtseverdi ve devrimi anlamada, anlatmakta ve tanımada derin bir birikime sahipti. Bizim çalışmalara katılmamızı ve yaşamımızı büyük ölçüde etkileyen annemin duruşuydu. Hiçbir zaman ona normal bir anne gibi yaklaşmadık ve bizim için bir örnekti. Hiçbir anne çocuğunun savaşa katılmasını istemez fakat benim annem Rojava kadın devriminin maneviyatını bilerek, bu devrimin kazanımlarını ve maneviyatını korumamız için bizi öncü yapardı. Annem kadın devrimini değerli bulup, öncülük yapardı” sözleriyle annesini anlatıyor. 
 
‘Yade Aqide Önder Apo’nun ideolojisine ve özgürlük yoluna bağlıydı’
 
“Evde bizi eğitirken, dışarda da kadın çalışmalarına ve örgütlenmesine önem verip, ev ve çalışmalarını ortak bir denge de tutardı” diyen Roza, annesinin adaletine işaret ediyor. Roza, annesinin PKK Lideri Abdullah Öcalan ve felsefesine bağlı olduğunu ve bu yüzden Abdullah Öcalan’ın tutuklandığı 1999 yılından bu yana siyah giyindiğini söylüyor. Roza, “Önderliğe olan bağlılığından ve çalışmalarından kaynaklı annem BAAS Rejimi tarafından kaç defa tutuklandı. O zamanlar çocuktuk, annemizin yanımızda olmasını istiyorduk. Bu tutuklamalardan kaynaklı etkilenmiştik. O zaman BAAS Rejimi bu alanlarda hükümranlığını sürdürüyordu. Annem gibi birçok kadın Kürtler için önemli olan 8 Mart, 4 Nisan, 15 Ağustos günlerinde hep gözaltına alınırlardı. O zamanlarda annem cephe çalışmalarında yer alırdı. Annemin bu tutuklamaları ve gözaltına alınması hiçbir zaman iradesini ve mücadelesini kırmamıştı. Aksine her defasında eskisinden daha fazla ve daha güçlü çalışmalara katılırdı. Her seferinde gruplar halinde kadınları etrafına toparlayarak Önderliğin Kürdistan özgürlüğü ve kadın örgütü üzerine yazdığı kitapları okurlardı. Annemin o zamanki anıları hala gözümün önündedir. Aslında bize bu devrimi sevdiren, bağlayan ve dinç, iradeli katılmamızı sağlayan annem ve yol arkadaşlarının mücadeleleridir” hatırlatmasında bulunuyor. 
 
‘Rojava devrimiyle beraber annemin hayalleri gerçekleşmişti’
 
Rojava Devrimi ile beraber Yadê Eqide’nin hayallerini gerçekleştirdiğini dile getiren Roza, annesinin devrime öncülük misyonu yüklendiğini vurguluyor. Roza annesinin çalışmalarını şu şekilde dile getiriyor: “Annem Mala Jin’de çalışırken, aynı zamanda da Kongreya Star üyesi olarak da tanınıyordu. Yaşamını yitirmeden öncede Kadın Adalet Meclisi’nde yer aldı. Adaletten bahsedildiğinde herkes kendisiyle beraber adaleti getiremez, vicdanen adaletli olan insanlar ancak adaletli yaklaşıp, adaleti getirebilirler. Devrim yeni olduğu için halk daha örgütlenmediği içinde kadın üzerinde büyük bir baskı ve şiddet vardı. Annem kadına yönelik yapılan şiddete hep karşı çıkardı, kabullenemezdi. Her zaman kadını korur ve kollardı. Adalette sorun olduğunda annem hemen devreye girer ve hakkı yenilen kadını korur ve kadın haklarını ona öğretirdi. ‘Kadınlar birbirini koruyup sahiplenirse adalet yerini bulur’ derdi. Annem bölgelerde yapılan bütün çalışmalarda ve eylemlerde yerini alırdı ve kadın devriminin kazanımlarına mührünü vurdu.”
 
‘Türkiye’nin saldırılarına karşı annem halkı örgütledi’
 
Saldırıların başladığı ilk günlerde Yade Eqide’nin reflekslerini anlatan Roza, “DAİŞ’in elinden kurtulan halk Türkiye’nin saldırılarına maruz kalınca umutlarını yitirdiler. Herkes evini barkını bırakmaya çalışırken, annem yine halka moral verip, ‘kimse evini toprağını bırakmamalı, herkes sonuna kadar direnmelidir’ demişti. Bir tarafta savaş bir tarafta şehitlerimizi uğurluyorduk. Annem hep canlıydı, bize de intikam ruhunu öğretmişti. Annem kendine layık görmezdi o kadar emekten sonra evde oturmayı ya da toprağını bırakıp kaçmayı. Aksine şehirdeki bütün kadınları etrafında toplar ve eylemler yaparlardı. Güvenlik ve askeri güçlere inancı vardı. Ondan kaynaklı da yaşamın her alanında kendine sorumluluklar yüklerdi” diyor. 
 
‘Annem bütün savaşçıların annesi oldu’
 
Annesinin katledildiği saldırı gününe de değinen Roza, annesinin halka moral vermek için Serêkaniyê’ye gittiğini söylüyor. Roza, kendisinin de Serêkaniyê’deki direnişe katıldığını belirterek, şunları dile getiriyor: “Ben Serêkaniyê’den çıkarken annemi aradım o zaman annem bana yola çıktıklarını söyledi. O ağır süreçte annemim gitmesi kendi başına büyük bir direnişti benim için. Efrîn sürecinde de annem yine sivil konvoyla beraber Efrîn’e gitmişti. Mücadeleci ve direnişçi bir ruhla annem Serêkaniyê’ye gitti. Türk devleti sivil konvoyu hedef aldı. O gün şehitler kervanına katıldı. Bugün annem özgürlük için savaşan bütün savaşçıların annesi oldu. Annemin şahadetinden sonra annemin bana gösterdiği özgürlük çizgisi temelinde adım atacağımı ve annemin özgürlük çizgisi ve direnişçi yolunun takipçisi olacağım.”
 
‘Yade Eqide çalışmalarına ve çalışma arkadaşlarına dürüsttü’
 
Yıllardır Yade Eqide ile yoldaşlık eden Bedaa Ehmed de anılarını şu sözlerle dile getiriyor:  “Uzun yıllardır Yade Eqide ile tanışıyorduk. En dürüst yoldaşlarımdan biriydi. Kendi ülkesi ve halkı için yaşamını adamış ve çalışmalarına bu temelde yaklaşıyordu. Yade Eqide hep bir mücadele içerisindeydi. Beraber yaşamın acısını da çektik, beraber mücadele edip, zafer günlerini de yaşadık. Bütün annelere değer verir ve yurtsever olan herkese her daim kapısı açıktı. Özgürlük felsefesi temelinde bir araya geldik ve bu fikri beraber tanıdık. Benim yüreğimde ayrı bir yeri vardı. Ve devrimin her anını beraber yaşayıp, zaferi beraber karşılamıştık. Önderlik tutuklandığında ikimizde çok etkilendik ve beraber yas tutup, siyah elbiselerimizi giymiştik. Bütün eylemlere, açlık grevlerine ve mücadelenin her alanında beraberdik. Beraber kadınları örgütlerdik. Devrimin anneleri olarak tanınıyorduk.”
 
‘İlk defa ayrı kaldık’
 
Bedaa, Yade Eqide ile son ayrılışlarını ise şu sözlerle anlatıyor: “Serêkaniyê’ye giden sivil konvoyuna katıldığını bilmiyorduk. Berxwedana Rumete hamlesinde şehit düşen çocuklarımızı son yolculuklarına uğurluyorduk o gün. Yade Eqide’yi birçok defa telefonla aradım fakat bana cevap vermedi. İlk defa ayrı kaldığımızı söyleyebilirim. Türk devletinin sivil konvoyu hedef aldığını duyduğumda arkadaşımın artık son defa bizimle vedalaştığını hissettim. Onun şahadeti ağırdı benim için. Onun mücadelesini hep örnek verip, direniş çizgisinin takipçisi olacağız.”