Hayalleri 10 Ekim’de kaldı...

  • 09:06 9 Ekim 2020
  • Güncel
Habibe Eren
 
ANKARA - Ankara Gar katliamında en yakın arkadaşı Şebnem Yurtman’ı kaybeden Burcu Yıldırım, “Kendi hakları için, kadın hakları için, işçilerin hakları için memleketin aslında bütün sorunlarına kafa yoran, ilgilenen, onların bir yerinden mücadeleye katılan birisiydi. Biz fark etmeden çok büyümüşüz, çok çoğalmışız, çok fazla insan biriktirmişiz” diyor.
 
Ankara’da 10 Ekim 2015 günü “Savaşa inat, barış hemen şimdi” sloganıyla Ankara Gar’ı önünde toplanan binlerce kişiye dönük gerçekleşen katliamın üzerinden beş yıl geçti. Kamu Emekçileri Sendikası (KESK), Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) çağrısıyla düzenlenen “Emek ve Demokrasi Mitingi”ne yönelik DAİŞ tarafından gerçekleşen iki bombalı saldırıda 100’den fazla kişi yaşamını yitirirken, 500’den fazla kişi de yaralandı.
 
Yaşamını yitirenlerden geriye binlerce öykü, hayal kırıklıkları, yarım kalan hayaller ve bir asra yetecek barış dileği kaldı. Şimdi aileler ve yakınları katliamın yaralarını sararken bir yandan da onların hikayelerini tamamlamaya çalışıyor; anılarının unutulmaması için ellerinden geleni yapıyor. Katliamda hayatını kaybeden 103 kişiden biri de Emek Partisi (EMEP) Mersin İl Yöneticisi Şebnem Yurtman’dı. 1992 yılında Konya’da dünyaya gelen Şebnem Hacettepe’de Kimya Mühendisliği bölümünde okuyordu.
 
Şebnem’in babası Birleşik Taşımacılık Sendikası’nda (BTS) örgütlü bir emekçiydi, Şebnem’de okuryazar bir baba ve annenin olduğu bilinçli bir ailede dünyaya geldi. 
 
Şebnem’i yakın arkadaşı olan ve üniversite yıllarında birlikte çalışma yürüten Evrensel Muhabiri Burcu Yıldırım anlattı.
 
‘Şebnem hala benim en yakın arkadaşım’
 
Şebnem’le üniversitede tanıştıklarını ve uzun süre kadın çalışmalarında yer aldıklarını aktaran Burcu,  “Şebnem benim en yakın arkadaşımdı, hâla öyle. Şebnem ile üniversitede karşılaştık.  Onun ilk yılıydı, benim ikinci yılımdı, ikimiz de yurtta kalıyorduk. Şebnem’in ailesini, ablasını tanıyordum. Şebnem’in Hacettepe’ye geldiğini, yalnız olduğunu ve benim onunla ilgilenmemi istemişlerdi. Şebnem’i gittiğimde kalorifer dibinde ağlarken buldum. O gün ona sımsıkı sarılmıştım. ‘Bundan sonra birbirimizi terk etmeyeceğiz, emin ol yalnızlık dahi hissetmeyeceksin.’ Buraya birçok yerden öğrenci geliyor ve bir süre sonra birbirinin ailesi oluyor. Biz ‘birbirimizin arkadaşı, ailesi, dostu olacağız' demiştim. Bir yanıyla bunu söylerken onun acısını dindirmek istiyordum çünkü çok üzgündü; ama gerçekten hakkını vere vere bu söylediğimizi yaşayacağımızı düşünmezdim” diyor.
 
‘Başa çıkmak, bununla yaşamak hepimiz için çok zor’
 
“O andan itibaren Şebnem’le mutluluğumuzu, hüznümüzü her şeyimizi birlikte paylaştık ve hepsi dolu dolu geçti” diyen Burcu, bu yoldaşlığın maalesef ki 2015 yılına kadar sürdüğünü dile getiriyor. Şebnem’in okulun son yılı Hacettepe’den Mersin’e gittiğini söyleyen Burcu, şöyle devam ediyor: “O yaz bir gençlik kampında karşılaştık. Sonrasında ne zaman,  nasıl ve nerede buluşacağımızı konuşuyorduk. Ve bir süre sonra 10 Ekim’de buluşacağımız söylemiştik. Aslında 10 Ekim’in gelmesini sayıyorduk tekrar görüşebilmek için. Şebnem gittikten sonra tabi birçok arkadaşımızı bıraktık o meydanda. Umutlarımız, hayallerimiz, geleceğe dair birçok canlı hatıralarımız yok oldu. Başa çıkmak bununla yaşamak ise hepimiz için çok zor oldu. Bir şekilde başardık ama 2015 Ankara Gar Katliamı hepimiz için bir milat oldu. Ondan sonra hiçbirimiz eskisi gibi olamadık. Birçok insanı orada kaybettim ama Şebnem’in kaybı benim için uzun süre bir boşluğa sebep oldu. Şebnem’i birçok insan bilir; ışık saçan gözleriyle, çok güzel gülüşüyle hatırlanır.  Şebnem denince akla o güzel gülüş gelir. Şebnem o kadar güzel gülerdi ki, onun gülüşüne katılmamak, eşlik etmemek imkânsız olurdu. En problemli zamanlarımızda, herhangi bir şeyi sıkıntı ettiğimiz zamanlarımızda, üzüldüğümüz, ağladığımız zamanlarda mutlaka o hüznün sonu kahkaha atarak mutlu biterdi. Belki şu an en çok özlediğim ya da ihtiyaç duyduğum şeylerden bir tanesi bu” diye dile getiriyor. 
 
'Birbirimizi yakından tanıyorduk'
 
Şebnem’le hala konuştuğunu, en mutlu ve hüzünlü olduğu zamanları onunla paylaştığını ifade eden Burcu, “Bunun böyle olmasından da çok mutluyum, çünkü o kadar birbirimizi yakından tanıyorduk ki, örneğin ben ona bir şey anlatmasam bile o benim neye canımın sıkıldığını ya da aynı şekilde ben onun neye canının sıkıldığını, neye mutlu olduğunu, yürüyüşünden duruşundan gülüşünden fark edebiliyordum. Bu sanırım arkadaşlıklar, dostluklar için çok ayrıcalıklı bir yerde duruyor. Benim de aslında bütün hayatımı kaplayan, arkadaş dost denince aklıma gelen hissiyatlardan bir tanesi bu duygu” diye konuşuyor.
 
‘Kadınların, üniversite gençlerinin her zaman yanındaydı’
 
“Şebnem çok güzel gülen ve çok güzel hayalleri olan birisiydi” diyen Burcu, şunları ekliyor: “Mutlu olmayı ama sürekli mutlu olmayı, çaresiz kaldığı zamanlar bile mutlu olmayı ilke edinmiş biriydi. Bazen çok çabuk parlardı, sinirlenirdi ama hemen o öfkesi geçerdi ve yumuşacık gülümsemesiyle geri dönerdi. Okulunun son senesiydi, Kimya mühendisliği okuyordu. Hacettepe’ye derece yaparak girmişti. Ve o laboratuvarda, beyaz önlüğünün içinde hep sonraki yıllarda Şebnem’i düşünüyordum. Şebnem öğrencilik hayatında da boş durmadı. Kendi hakları için, kadın hakları için, işçilerin hakları için memleketin aslında bütün sorunlarına kafa yoran, ilgilenen, onların bir yerinden mücadeleye katılan birisiydi. Tekel işçilerinin yanındaydı Şebnem, Van’dan gelen işçilerin yanındaydı, kadınların yanındaydı. Üniversitede toplulukların, üniversite gençliğinin gelecek talebinin yanındaydı. İlişkimiz hep oradan gelişti ve büyüdü diyebilirim. Çünkü birlikte ne kadar zorluk atlatırsanız ya da birlikte ne kadar anı biriktirirseniz aslında o kadar çoğalıyorsunuz. Biz fark etmeden çok büyümüşüz, çok çoğalmışız, çok fazla insan biriktirmişiz. Sadece Şebnem için söylemiyorum, karşılaştığım bütün insanlar için, anılarım için söylüyorum.”
 
‘Hayalleri için en ön saflarda mücadele ediyordu’
 
Şebnem’in mutlu ve huzurlu bir ülke, gençlerin işsiz kalmadığı, kadınların katledilmediği ve işçilerin, emekçilerin insanca yaşayabildiği bir dünya hayali olduğunu vurgulayan Burcu,  Şebnem’in bunun için en ön saflarda mücadele ettiğini kaydediyor. Şebnem’le aralarında geçen esprili bir anısını anlatan Burcu, şöyle devam ediyor: “Bir gün babası aramıştı Şebnem’i, okulunu ne zaman bitireceğini sordu. Evin aşağı katını hazırlıyormuş. Şebnem  ‘niçin hazırlıyorsun’ diye sorduğunda, kimya mühendisliği okuyorsun ya şarap üreteceğiz’ demiş. Önce kahkaha ile karşıladı ve inanılmaz bir sevinçle anlattı. Babasıyla olan ilişkisi hep çok iyiydi. Ailesiyle olan ilişkisi, bütün insanlarla olan ilişkisi çok iyiydi ama Şebnem babasını anlatırken hep gülerek anlatırdı. Sadece bir baba değil arkadaş gibi anlatırdı. Gözlerinden yaş gelerek güle güle anlattı bunu. Sonra  ‘babamım benim kimya mühendisliği okumamdan çıkardığı tek amaç şarap üretmeye başlamam olacak galiba’ dedi. Sonra ‘ fiyatlar pahalı hepimizin işine çok yarar’ demişti. Bunun gibi yüzlerce anımız var… Şebnem,  elbette hayatına dair birçok amacı vardı. İşini hakkıyla yapan biri olmak istiyordu. Yaptığı işlerde de örnek olmak istiyordu.”
 
‘Her gittiğimde elinden tutup kaldıracağım gibi hissediyorum’
 
Katliamın 5’inci yılına girdiğini söyleyen Burcu, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Ben de oraya haber takibi için gideceğim. Birçok kere gittik, her ayın 10’unda gittik, anmalarda gittik. Ama her seferinde oraya gittiğimde, oralardan bir yerden Şebnem elimden tutacak ya da ben onun elinden tutup kaldıracağım gibi hissediyorum. Belki bu anmada da öyle olacak. Ayaklarımın titrediği, gözlerimin dolduğu, içimin titrediği ama aynı zamanda onun yokluğuyla, birçok arkadaşımızın yokluğunu derinden hissedeceğim. Sadece onların değil, geride kalan bütün ailelerin, bütün barış umudunun bir bıçak gibi kesildiği bir anı yaşadık. Ve o öfke artık bir yanıyla o kadar da çaresiz bırakmıyor. Evet, onlar gitti ama bir şeyler yapmalıydı. Barış demenin bu kadar tehlikeli, bu kadar ‘zararlı’ olduğu bir dönem herhalde olmamıştır. Ne yazık ki bu da bize denk geldi. Eminim bütün bunları, o güzel insanların gülüşleriyle, hayalleriyle, bize bıraktıklarıyla iki kişi, üç kişi, dört kişi olarak onların yere düşürdükleri bayrakları taşıyarak belki bu süreci atlatacağız diye düşünüyorum.”